DGN's profileDGNPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    March 11

    Ormancı

    Birgün ormancinin biri dallari nehrin üzerine
    sarkan agacin dallarini
    keserken baltasini suya düsürür.

    "aman tanrim" diye bagirdiginda bir peri
    belirir
    ve "ne diye
    bagiriyorsun?" der.

    ormanci baltasini suya düsürdügünü ve yasamini
    sürdürebilmek için o
    baltaya ihtiyaci oldugunu söyler.

    peri suya dalar ve elinde bir altin balta ile
    tekrar belirir.

    "baltan bu muydu?" diye sorar.

    ormanci "hayir" diye cevaplar.

    peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüs
    bir balta ile Tekrar
    belirir ve yine sorar.

    "baltan bu muydu?

    "ormanci yine "hayir" diye cevaplar.

    peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir
    bir balta ile tekrar
    belirir ve yine sorar.

    "baltan bu muydu?"

    ormanci "evet" der.

    ormancinin dürüstlügü perinin çok hosuna gider
    ve
    baltalarin üçünü de
    kendisine verir. ormanci mutlu bir sekilde
    evine
    döner.

    Bir zaman sonra ormanci esiyle birlikte nehir
    boyunca yürürken karisi
    suya
    düser. ve ormanci "aman tanrim" diye bagirir.

    peri yine belirir ve sorar. "ne diye
    bagiriyorsun?"

    ormanci "karim suya düstü" der.

    peri suya dalar ve jennifer lopez le birlikte
    geri döner."senin karin bu
    mu?" diye sorar.

    ormanci "evet" der.

    peri sinirlenmistir. "yalan söylüyorsun. gerçek
    bu degil" der.

    ormanci "özür dilerim peri. ortada bir yanlis
    anlasilma söz konusu.eger
    jennifer lopez için hayir deseydim bu sefer
    catherine zeta-jones ile geri
    dönecektin. o na da hayir deseydim karimla
    dönecek ve her üçünü de bana
    verecektin. ben fakir bir adamim ve üç karimin
    sorumlulugunu
    tasiyabilecek
    durumda degilim.jennifer lopez e evet dememin
    sebebi budur."

    bu hikayeden alinacak ders :

    ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi
    ve
    saygin bir nedeni vardir
    ve bu baskalarinin yarari içindir.
    Kendileri için birsey istiyorsalarsa ekmek
    musaf çarpsin :-))))))

    February 24

    Yasam icin oneriler

    İnsanlara beklediklerinden fazlasını ver ve bu işi
    yaparken kibar ol.
    En sevdigin şiiri ezberle.
    Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve
    istediğin kadar uyuma.
    "Seni seviyorum" derken inanarak söyle.
    "Özür dilerim" derken karşindakinin gözünün içine bak.
    Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.
    İlk görüşte aşka inan.
    Asla baskalarının hayalleriyle dalga geçme.
    Derinden ve inançla sev. Kırılabilirsin belki ama
    başka türlü de hayatını tam yaşayamazsın.
    Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş. Isim verme.
    İnsanlar hakkında konuşulanlara ınanıp onlar hakkında
    karar verme.
    Yavaş konuş ama hızlı düşün.
    Eğer biri sana cevap vermek istemediğin bir soru
    sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de.
    Şunu daima hatırla ki büyük aşk veya büyük yatırım
    daima büyük risk taşır.
    Anneni ara.
    Biri hapşırırşa "çok yaşa" de.
    Eğer kaybedersen, aklını da kaybetme.
    Üç "S" yi unutma: Saygı - kendine, Saygı -
    baskalarına, Sorumluluk - tüm hareketlerin için.
    Küçük bir tartışmanın tüm dostluğu mahvetmesine izin verme.
    Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu
    düzeltmeye bak, bile bile devam etme.
    Telefonda konuşurken gülümse. Karsındaki sesinden
    gülümseyişini duyacaktır.
    Konuşmayı sevdigin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe
    sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.
    Biraz yalnız kalmaya özen göster.
    Yeniliklere açık ol ama ille de değişmeye çalışma.
    Şunu bil ki sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptır.
    Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret.
    Güzel, şerefli bir hayat yaşa. Yaşlanıp geri
    baktığında ikinci bir defa tadını çıkarırsın.
    Tanrıya güven - ama arabanı kilitle.
    Yuvanda sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
    Sevdiklerinde tartışırken, o anı önemse, geçmişi
    kurcalama.
    Satır aralarını da oku.
    Bilgilerini paylaş. Bu aynı zamanda ölümsüz olmanın
    bir başka yoludur.
    Dünyaya iyi davran.
    Dua et. Büyük güç verir. Düşün. Daha da büyük güç verir.
    Uçarken asla ara verme.
    İşini iyi yap.
    Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme.
    Yilda bir defa, daha önce gitmediğin bir yere git.
    Eğer çok paran olursa, başkalarına yardım et. Paranın
    en zevkli tarafını kaçırma.
    Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.
    Önce kuralları öğren, düşün, karar ver ve bazılarını boz.
    En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz,birbirinize
    ihtiyacinizdan fazla oldugu zaman olacaktır.
    Başarının gerçek olup olmadığinı anlamak için
    karşılığında neler verdigine bak.
    Şunu bil ki karakterin senin kaderindir.
    Sinırsızca sev, sınırsızca yemek yap.
    Her gönülde çiçek olacağına bir gönülde buket ol.
    Kişiliğini ve kimliğini hiçbir değerle değiştirme
    Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile
    edemezsin.
    İçinden ne geliyorsa yap. Bir mürekkep şişesini duvara
    fırlatıp şekiller çıkarmak bile olsa.
    Sana Yapılan iyiliği mermere, kötülügü toza yaz.

    Öğrendim ki

    Öğrendim ki,
    Kimseyi ,sizi sevmeye zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan
    yapabilirsiniz.Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
    Öğrendim ki,
    Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika..
    Öğrendim ki,
    Hayatında nelere sahip olduğun değil,kiminle olduğun önemli.
    Öğrendim ki,
    Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün.Ama sonrası için
    birşeyler bilmek gerek.
    Öğrendim ki,
    Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç
    getirir.
    Öğrendim ki,
    İnsanların başına ne geldiği değil,o durumda ne yaptıkları önemli.
    Öğrendim ki,
    Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.
    Öğrendim ki,
    Karşılık vermek,düşünmekten çok daha basit.
    Öğrendim ki,
    Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek.Hangisi son görüşme olacak
    bilemiyorsun.
    Öğrendim ki,
    Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatını kontrol eder.
    Öğrendim ki,
    Kahraman dediğimiz insanlar birşey yapılması gerektiğinde,yapılması
    gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.
    Öğrendim ki,
    Bazı insanlar sizi çok seviyor ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
    Öğrendim ki,
    Ne kadar ilgi ve ihtimam göstersenizde, bazıları hiç karşılık
    vermiyor.
    Öğrendim ki,
    Para ucuz başarıdır.
    Öğrendim ki,
    Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
    kaldırmak için elini uzatır.
    Öğrendim ki,
    Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar,daha uzun yol yürüyor..

    Hayat için gerekli bilgiler

     
    İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
    Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun.
    İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
    Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.,
    Güvenmediğin biriyle asla flört etme.
    Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
    İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil.
    Kimseye yalvarma.
    Asla dönüp de arkana bakma.
    Sır tutmasını bil.
    Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
    Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin.
    Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
    Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
    Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
    Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
    Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
    Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
    Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
    Kendini öven insanlardan kaç.
    Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
    Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
    Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
    Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
    Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
    Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
    Gözyaşlarının değerini bil, onları haketmeyenler için harcama.
    Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
    Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
    Kendini sev.
    Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
    Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
    Dostluğunla yitinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
    İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
    Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat vereme.
    Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
    İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
    Sana duyulan sevgiyi ve güveni istimar etme.
    January 21

    .

    Japonya'ya atom bombası atıldığında 2 yaşında olan bir kız, 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış. Savaşta öksüz ve yetim kalan zavallıcık hastaneye yatırılmış. Ama durumu ümitsizmiş. Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kızı hayat doluymuş. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyormuş. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadınmış. Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamış. Kadın ölmeden hemen önce "Benim için çok geç ama, bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kağıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul" demiş ve son nefesini vermiş.

    Küçük Japon kızı çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kağıtan turna kuşları yapmaya başlamış. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda çok hızlı yapıyormuş. 1000 tane turna kuşu yapması işten bile değilmiş. Ama sağlığı da hızla bozuluyormuş. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış. Dünyanın dört bir yanından insanlar kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamış. Ama küçük Japon kızı, haberler basında çıktığında elini kıpırdatamaz hale gelmişmiş. Hayatta son saatlerini 637. kuşu yaparak geçirmiş. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişler. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyormuş. Postacılar aylarca kağıttan turna kuşu taşımışlar hastaneye. Sayısı milyonlara ulaşan turna kuşları Japonya'da bir müzede sergileniyormuş.

    January 13

    Niye ALO Deriz?

    Niye ALO Deriz? Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.
    Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu
    icat eden, Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk
    hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın
    Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell,
    telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla
    sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu
    "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını
    daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi.
    Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan
    başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden
    rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla başbaşa bırakıp onu
    terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun
    başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya
    başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun
    her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek
    açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu
    açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı.
    Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

    Ateşle Su

    Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.
    Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
    yüreğindeki duruluğa demiş ki suya:
    Gel sevdalım ol,hayatıma anlam veren mucizem ol...
    Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş;
    Yüreğim sana armağan...
    Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...
    Zamanla su, buhar olmaya,ateş, kül olmaya başlamış.Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de
    alıp gitmiş uzak diyarlara su...
    Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
    Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun,
    biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış;aşkın bazen gitmek olduğunu.
    Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
    Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
    İşte o zamandan beridir ki:Ateş sudan,
    su ateşten kaçar olmuş..Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş...

    Acılar

    Zamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana
    raslamis. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an
    göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış, dile gelmiş.Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim demiş.Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş.
    Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya uzatmış.
    "Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim."
    Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç kimseye olan biteni anlatmamış, ailesi dahil.Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.Yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile bulusmuş ve altınını almış.
    Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Bir kaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.
    "Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek"
    demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış.
    Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın
    getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, kimbilir daha ne kadar altın var kuyudan içeride demiş....Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş.
    Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış.
    Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan o arada görünmüş ki, kuyruğu yok ve kanlar içinde..
    Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan yaralı...
    Hatalı olan oğlum olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım
    demiş...
    Yılan ise acı acı gülümsemiş. Çok isterdim ama...Sende bu evlat acısı..bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız.

    .

    "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

    Hacettepe Yahoo Grup Kuruldu

     
    yahoo grubumuz oluşturuldu. isteyen herkes bu gruba girebilir.
    January 09

    Papatya İle Kelebeğin Öyküsü

    Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
     
    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. ıçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
     
    "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.". Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
     
    Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
     
    Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
     
    Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
     
    Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Seni seviyorum" diyebilmiş ancak.
    Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. ıçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
     
    Her düşen yaprakta papatya, içinden "seviyormuş" diye geçirmiş.
     
    ışte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye...

    8 Güzel Hediye

    DİNLEME...
    Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.
    SEVGİ...
    Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.
    KAHKAHA...
    Fikra anlatın, neşeli hikayeleri paylaşın. Bu armağanınız "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.
    YAZILI BİR NOT...
    Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.
    İLTİFAT...
    Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.
    İYİLİK...
    Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.
    YALNIZLIK...
    Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.
    NEŞELİ BİR YAPI...
    Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?

    Gerçek Bir Dost

    Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
    "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli kolları,...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...

    Dost Dediğin

    Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
    Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
    Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
    Dost dediğin; fanatik olmalı;
    Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.
    Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
    Ve ağladığında, seninle ağlamalı...

    Ama hepsinden daha çok;
    Dost matematiksel olmali;
    Sevinci çarpmalı...
    Üzüntüyü bölmeli...
    Geçmişi çıkarmalı...
    Yarını toplamalıi...
    Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
    Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
    İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
     
     
     
    January 06

    Hayatı tersten Yaşamak

    Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.
     
    Nasil mi ?
     
    Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.
     
    Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, ltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.
     
    Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
     
    Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev...
     
    Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.
     
    Sagliginiz gittikge düzeliyor Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
     
    Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
     
    Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...
     
    Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor Gittikge zayifliyor forma giriyorsunuz Diger hormonal Aktiviteler artiyor, fevkalade.....
     
    Aman ne güzel günler basliyor...
     
    Derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya gikmis,"fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçligin benden olsun..."
     
    Keyfe bakar misiniz ?
     
    Okudugunuz dersler gittikge kolaylasiyor
     
    Ekmek elden su gölden bir dönem basliyor. Partiler, Diskotekler,
    Kizlarin sayisi artiyor.
     
    Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...
     
    Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarinla oyna" diyorlar...
    Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
     
    Derken Anneniz bir gün size süt vermekararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.
     
    Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
    Beslenmek igin agzinizi agmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik ! Gürültüsüz ve patirsiz bir ortamda yasiyorsunuz.
     
    Küçülüyor, küçülüyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.
     
    Veee günün birinde müthis keyifli bir gece ile hayatiniz bitiyor....
    January 01

    .

    .

    Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey
    yoktu.
    insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç
    olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
    Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti
    insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasona da
    yarın.Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp
    pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama iþin ilginç tarafı tüm telaş ve
    pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil
    etti bu gününü.
    Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.Bir türlü
    beceremedi.Bir eliyle yarına, diðer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline
    yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan vE ne gariptir ki yarının telaşı da,
    dünün
    pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne
    de dün!
    December 30

    .

    Eflatun'a iki soru sormuslar.
    Birincisi ; "Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir ? "
    Eflatun tek tek siralamis :
    - Çocukluktan sikilirlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarini özlerler...
    - Para kazanmak için sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak için de para öderler...
    - Yarindan endise ederken bugünü unuturlar.Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar...
    - Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler...
     
    Sira gelmis ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"
    Bilge yine siralamis ;
    - Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir...
    - Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil, "en az seye ihtiyaç duymaktir"..

    Gerçek Sevgi

    KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
    Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun
    hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.
    Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
    Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti.
    "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......
    Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.
    Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.
    Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
    Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı.
    Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
    Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat
    ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu.
    Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı.
    Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü.
    Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
    Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak
    - Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış.
    Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
    Yaşlı doktor
    - Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi.
    Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini!..

    Hayat...

    Anlamsız bir gayret bir çaba içindeyim birşeyler için uğraşıyorum yıllardır böyle ama ne için uğraştığıma gelince hep kocaman bir boşluk içinde buldum kendimi,tam tuttum derken elinden, kaçırdım hayatı aslında ona uzanmaktan yetişmekten en azından yetişeceğimi ummaktan bıkmadım hiç, kovaladım ama o kaçmaktan bıkmadı kimi zaman ucundan kaçırdım bazen göremedim bile arkasını...Yoruldum o kadar yoruldum ki yapamayacağım gibime geliyor bazen ama bi şekilde doğruluyorum ellerimin kanamasına aldırmadan o kadar derinden saplandığımı hissediyorum ki bazen hani çıkmak için çırpınsam daha fazla batacakmışım gibime geliyor.Sözde cesuruz,güçlüyüz,savaşırız hayatla sonuna kadar değil mi?Ama başımızı alıp gitmek istemiyor muyuz?Sorumlulukların canı cehenneme.Bitirilmesi gereken bir üniversite,alınması gereken bir diploma için mi savaşıyoruz hayatla.Bugüne kadar hep böyle kandırılmadık mı taa liseden beri gençliğimizi bile doğru düzgün yaşayamadık hep çalışmaya ittiler bizi sorumluluklarınız var sizin dediler küçücük kalplerimize,beyinlerimize hükmettiler.Pekala şimdi değişen nedir?Hiç birşey yine sorumluluklarımız var yine en güzel yaşlarımızı çalıyolar bizden tekrar mı yaşayacağız 21'i 22'yi tekrar böylesine sevebilecek böylesine gülüp,duyguları böylesine yoğun yaşayabileceğimiz bir yaş olacak mı?Bence hayır ve de öylesine berbat bir sistemin içinde yok oluyoruz ki.Bunun bedelini yavaş yavaş ağır ağır kendimizden ödüyoruz.Şu üniversite hayatının sonunda nasıl birer birey olacağımız çok meçhul.Üzülüyorum neye en çok da başımı alıp gitsem,gitsem bir liman şehrine şarabım,ruhum derken delicesine; ellerim,kollarım bağlı hiç bir yere gidemeyişim kahrediyor beni...O kadar uzak ki diyorum sen otur dersini çalış,finallerin var daha.Hiç bir şeyin bedeli ödenmiyormuş,bitmiyor çünkü doğarken o kadar büyük bir borçla gelmişiz ki sanki ruhunu emiyor insanın korkuyorum bu yüzden.Ama kaybettiğimi de düşünmüyor değilim duygularım mı köreldi diyorum bazen kendi kendime.Bildiğim tek şey var artık hayatı umursamadığım...