![]() |
|
Spaces home DGNPhotosProfileFriendsMore ![]() | ![]() |
|
DGN
March 11 OrmancıBirgün ormancinin biri dallari nehrin üzerine February 24 Yasam icin onerilerİnsanlara beklediklerinden fazlasını ver ve bu işi
yaparken kibar ol. En sevdigin şiiri ezberle.
Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma. "Seni seviyorum" derken inanarak söyle.
"Özür dilerim" derken karşindakinin gözünün içine bak. Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.
İlk görüşte aşka inan. Asla baskalarının hayalleriyle dalga geçme.
Derinden ve inançla sev. Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam yaşayamazsın. Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş. Isim verme.
İnsanlar hakkında konuşulanlara ınanıp onlar hakkında karar verme. Yavaş konuş ama hızlı düşün.
Eğer biri sana cevap vermek istemediğin bir soru
sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de. Şunu daima hatırla ki büyük aşk veya büyük yatırım
daima büyük risk taşır. Anneni ara.
Biri hapşırırşa "çok yaşa" de.
Eğer kaybedersen, aklını da kaybetme.
Üç "S" yi unutma: Saygı - kendine, Saygı -
baskalarına, Sorumluluk - tüm hareketlerin için. Küçük bir tartışmanın tüm dostluğu mahvetmesine izin verme.
Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu
düzeltmeye bak, bile bile devam etme. Telefonda konuşurken gülümse. Karsındaki sesinden
gülümseyişini duyacaktır. Konuşmayı sevdigin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe
sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır. Biraz yalnız kalmaya özen göster.
Yeniliklere açık ol ama ille de değişmeye çalışma.
Şunu bil ki sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptır. Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret.
Güzel, şerefli bir hayat yaşa. Yaşlanıp geri
baktığında ikinci bir defa tadını çıkarırsın. Tanrıya güven - ama arabanı kilitle.
Yuvanda sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
Sevdiklerinde tartışırken, o anı önemse, geçmişi
kurcalama. Satır aralarını da oku.
Bilgilerini paylaş. Bu aynı zamanda ölümsüz olmanın bir başka yoludur. Dünyaya iyi davran.
Dua et. Büyük güç verir. Düşün. Daha da büyük güç verir.
Uçarken asla ara verme.
İşini iyi yap.
Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme.
Yilda bir defa, daha önce gitmediğin bir yere git.
Eğer çok paran olursa, başkalarına yardım et. Paranın
en zevkli tarafını kaçırma. Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.
Önce kuralları öğren, düşün, karar ver ve bazılarını boz.
En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz,birbirinize
ihtiyacinizdan fazla oldugu zaman olacaktır. Başarının gerçek olup olmadığinı anlamak için
karşılığında neler verdigine bak. Şunu bil ki karakterin senin kaderindir. Sinırsızca sev, sınırsızca yemek yap.
Her gönülde çiçek olacağına bir gönülde buket ol. Kişiliğini ve kimliğini hiçbir değerle değiştirme
Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin. İçinden ne geliyorsa yap. Bir mürekkep şişesini duvara
fırlatıp şekiller çıkarmak bile olsa. Sana Yapılan iyiliği mermere, kötülügü toza yaz. Öğrendim kiÖğrendim ki,
Kimseyi ,sizi sevmeye zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz.Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. Öğrendim ki,
Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika.. Öğrendim ki,
Hayatında nelere sahip olduğun değil,kiminle olduğun önemli. Öğrendim ki,
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün.Ama sonrası için birşeyler bilmek gerek. Öğrendim ki,
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. Öğrendim ki,
İnsanların başına ne geldiği değil,o durumda ne yaptıkları önemli. Öğrendim ki,
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor. Öğrendim ki,
Karşılık vermek,düşünmekten çok daha basit. Öğrendim ki,
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek.Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. Öğrendim ki,
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatını kontrol eder. Öğrendim ki,
Kahraman dediğimiz insanlar birşey yapılması gerektiğinde,yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır. Öğrendim ki,
Bazı insanlar sizi çok seviyor ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. Öğrendim ki,
Ne kadar ilgi ve ihtimam göstersenizde, bazıları hiç karşılık vermiyor. Öğrendim ki,
Para ucuz başarıdır. Öğrendim ki,
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır. Öğrendim ki, Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar,daha uzun yol yürüyor.. Hayat için gerekli bilgilerİyice tanımadan hiçbir insana bağlanma. Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun. İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün. Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma., Güvenmediğin biriyle asla flört etme. Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme. İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil. Kimseye yalvarma. Asla dönüp de arkana bakma. Sır tutmasını bil. Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma. Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin. Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut. Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama. Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et. Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma. Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme. Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme. Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle. Kendini öven insanlardan kaç. Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma. Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma. Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme. Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar. Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma. Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma. Gözyaşlarının değerini bil, onları haketmeyenler için harcama. Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak tanrıya hakaret etme. Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma. Kendini sev. Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma. Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma. Dostluğunla yitinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma. İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil. Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat vereme. Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme. İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma. Sana duyulan sevgiyi ve güveni istimar etme. January 21 .Japonya'ya atom bombası atıldığında 2 yaşında olan bir kız, 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış. Savaşta öksüz ve yetim kalan zavallıcık hastaneye yatırılmış. Ama durumu ümitsizmiş. Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kızı hayat doluymuş. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyormuş. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadınmış. Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamış. Kadın ölmeden hemen önce "Benim için çok geç ama, bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kağıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul" demiş ve son nefesini vermiş. Küçük Japon kızı çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kağıtan turna kuşları yapmaya başlamış. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda çok hızlı yapıyormuş. 1000 tane turna kuşu yapması işten bile değilmiş. Ama sağlığı da hızla bozuluyormuş. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış. Dünyanın dört bir yanından insanlar kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamış. Ama küçük Japon kızı, haberler basında çıktığında elini kıpırdatamaz hale gelmişmiş. Hayatta son saatlerini 637. kuşu yaparak geçirmiş. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişler. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyormuş. Postacılar aylarca kağıttan turna kuşu taşımışlar hastaneye. Sayısı milyonlara ulaşan turna kuşları Japonya'da bir müzede sergileniyormuş. January 13 Niye ALO Deriz?Niye ALO Deriz? Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır. Ateşle SuAteş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa demiş ki suya: Gel sevdalım ol,hayatıma anlam veren mucizem ol... Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş;
Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına... Zamanla su, buhar olmaya,ateş, kül olmaya başlamış.Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış;aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.... Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki:Ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş..Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş... AcılarZamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana raslamis. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış, dile gelmiş.Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim demiş.Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya uzatmış. "Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim." Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç kimseye olan biteni anlatmamış, ailesi dahil.Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.Yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile bulusmuş ve altınını almış. Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Bir kaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış. "Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek" demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, kimbilir daha ne kadar altın var kuyudan içeride demiş....Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan o arada görünmüş ki, kuyruğu yok ve kanlar içinde.. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan yaralı... Hatalı olan oğlum olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım demiş... Yılan ise acı acı gülümsemiş. Çok isterdim ama...Sende bu evlat acısı..bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız. ."Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." Hacettepe Yahoo Grup Kurulduyahoo grubumuz oluşturuldu. isteyen herkes bu gruba girebilir. January 09 Papatya İle Kelebeğin ÖyküsüGünlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. ıçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.". Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Seni seviyorum" diyebilmiş ancak.
Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. ıçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, içinden "seviyormuş" diye geçirmiş.
ışte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye... 8 Güzel HediyeDİNLEME...
Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin. SEVGİ...
Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir. KAHKAHA...
Fikra anlatın, neşeli hikayeleri paylaşın. Bu armağanınız "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir. YAZILI BİR NOT...
Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır. İLTİFAT...
Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır. İYİLİK...
Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın. YALNIZLIK...
Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin. NEŞELİ BİR YAPI... Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu? Gerçek Bir DostSaate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli kolları,...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş... Dost DediğinSevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmali;
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalıi...
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
January 06 Hayatı tersten YaşamakSüphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.
Nasil mi ?
Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.
Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, ltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.
Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev...
Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.
Sagliginiz gittikge düzeliyor Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...
Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor Gittikge zayifliyor forma giriyorsunuz Diger hormonal Aktiviteler artiyor, fevkalade.....
Aman ne güzel günler basliyor...
Derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya gikmis,"fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçligin benden olsun..."
Keyfe bakar misiniz ?
Okudugunuz dersler gittikge kolaylasiyor
Ekmek elden su gölden bir dönem basliyor. Partiler, Diskotekler,
Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...
Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarinla oyna" diyorlar...
Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
Derken Anneniz bir gün size süt vermekararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.
Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek igin agzinizi agmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik ! Gürültüsüz ve patirsiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.
Veee günün birinde müthis keyifli bir gece ile hayatiniz bitiyor.... .Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey
yoktu. insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç
olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti
insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasona da yarın.Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama iþin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diðer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan vE ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün! December 30 .Eflatun'a iki soru sormuslar.
Birincisi ; "Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir ? "
Eflatun tek tek siralamis : - Çocukluktan sikilirlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarini özlerler...
- Para kazanmak için sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak için de para öderler... - Yarindan endise ederken bugünü unuturlar.Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar... - Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler... Sira gelmis ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralamis ;
- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir... - Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil, "en az seye ihtiyaç duymaktir".. Gerçek SevgiKÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun
hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.
Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.
Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı.
Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak - Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış.
Estetik ameliyatı siz mi yaptınız? Yaşlı doktor - Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini!.. Hayat...Anlamsız bir gayret bir çaba içindeyim birşeyler için uğraşıyorum yıllardır böyle ama ne için uğraştığıma gelince hep kocaman bir boşluk içinde buldum kendimi,tam tuttum derken elinden, kaçırdım hayatı aslında ona uzanmaktan yetişmekten en azından yetişeceğimi ummaktan bıkmadım hiç, kovaladım ama o kaçmaktan bıkmadı kimi zaman ucundan kaçırdım bazen göremedim bile arkasını...Yoruldum o kadar yoruldum ki yapamayacağım gibime geliyor bazen ama bi şekilde doğruluyorum ellerimin kanamasına aldırmadan o kadar derinden saplandığımı hissediyorum ki bazen hani çıkmak için çırpınsam daha fazla batacakmışım gibime geliyor.Sözde cesuruz,güçlüyüz,savaşırız hayatla sonuna kadar değil mi?Ama başımızı alıp gitmek istemiyor muyuz?Sorumlulukların canı cehenneme.Bitirilmesi gereken bir üniversite,alınması gereken bir diploma için mi savaşıyoruz hayatla.Bugüne kadar hep böyle kandırılmadık mı taa liseden beri gençliğimizi bile doğru düzgün yaşayamadık hep çalışmaya ittiler bizi sorumluluklarınız var sizin dediler küçücük kalplerimize,beyinlerimize hükmettiler.Pekala şimdi değişen nedir?Hiç birşey yine sorumluluklarımız var yine en güzel yaşlarımızı çalıyolar bizden tekrar mı yaşayacağız 21'i 22'yi tekrar böylesine sevebilecek böylesine gülüp,duyguları böylesine yoğun yaşayabileceğimiz bir yaş olacak mı?Bence hayır ve de öylesine berbat bir sistemin içinde yok oluyoruz ki.Bunun bedelini yavaş yavaş ağır ağır kendimizden ödüyoruz.Şu üniversite hayatının sonunda nasıl birer birey olacağımız çok meçhul.Üzülüyorum neye en çok da başımı alıp gitsem,gitsem bir liman şehrine şarabım,ruhum derken delicesine; ellerim,kollarım bağlı hiç bir yere gidemeyişim kahrediyor beni...O kadar uzak ki diyorum sen otur dersini çalış,finallerin var daha.Hiç bir şeyin bedeli ödenmiyormuş,bitmiyor çünkü doğarken o kadar büyük bir borçla gelmişiz ki sanki ruhunu emiyor insanın korkuyorum bu yüzden.Ama kaybettiğimi de düşünmüyor değilim duygularım mı köreldi diyorum bazen kendi kendime.Bildiğim tek şey var artık hayatı umursamadığım... December 25 Umutsuzluk ya da Palavra
Çalıntı... December 23 3 dilek hakkiniz olsa ne dilerdiniz?"Günümüzde üç dilek hakkimiz olmasi çok önemlidir. Maalesef sevinerek bu hakkimizi kullaniriz her zaman. Benim 3 dilek hakkim olsa 3 dilek hakki daha isterdim. Elde var 6 dilek hakki, 5 ile 3 er dilek daha dilesem 15 dilek hakkim daha olur. 15 dilek ile her istedigimi dilerim. Günah degilse allah olmayi dilerim. Allah olduktan sonra dilek hakkim sonsuz kere sonsuz olur. Çok akilli olurum. Maalesef her istedigimi yapabilirim. Kendime kasvetli bir yaris arabasi yaptiririm. Onunla antalya'ya gider dedemlerin elini öperim. Dedem bana torunum allah olmus der. Sevinir. Harçlik verir. Abime vermez, çünkü o arabaya kusan bir gerzek. Sonra dedem mezarlikta zombileri öldürmeye gönderir beni. Hepsini yok ederim isin kiliciyla. babami da döverim." December 18 Önce YalnızdıkAsil eksiklik, eksik oldugumuzu
dusunmekti
>Asil eksiklik,
careyi baskasinda aramakti.
>Hayatin matematigi farkli; iki
yarimi toplayinca bir etmiyor.
>insan tek basina mutsuzsa baska
biriyle de mutlu olamiyor.
>once
yalnizdik.
>9 ay boyunca
karanlik bir yerde disari cikmayi bekledik ve
dunyaya
aglayarak geldik. Pisman gibiydik. Ya da mecburen
gelmis gibi.
>Biraz
buyudukten sonra, kendimizi bildigimiz anda, icimizi
kemiren,
kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
>Korktuk. "Bunun sebebi ne?"
diye sorduk kendimize. Cevabi yapistirdik:
"Demek ki sahip
olmadigimiz bir seyler var. O yuzden
eksiklik
>hissediyoruz."
>Peki, neye sahip olmamiz
gerekiyor?
>cocukken,
"yasimiz kucuk" diye dusunduk. Her istedigimizi
yapamiyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Buyuyunce her sey yoluna
girecek.
>Buyudukce Bir
sey degismedi. Yine huzursuzduk. icimizden bir ses
ayni
sozcukleri fisildiyordu: "Bir eksik
var."
>Kafamiz
karisti. Nasil kurtulacagiz bu igrenc duygudan? Nasil gececek
bu?
>Aklimiza yeni
cevaplar geldi: Okulu bitirince gececek. Ise
girince
gececek. Para kazaninca gececek. Tatile gidince
gececek.
>Okulu
bitirdik. Diploma aldik. ise girdik. Kartvizit aldik.
Calistik.
Para kazandik. Tasindik. Araba aldik. Calistik.
Eve yeni esyalar aldik.
Tatile gittik. Dans ettik. Terfi
ettik. Kartviziti degistirdik. Daha cok
calistik. Daha cok
para kazandik.Calistik.Calistik.
>Gecmedi. "Bir yerde bir eksik
var" hissi, hala orada duruyordu.
>Bu sefer de "Sevgilimiz olunca
gececek" dedik. "Yalnizligimiz sona
erince bu illetten
kurtulacagiz." Beklemeye basladik.
>Derken, biri cikti karsimiza.
asik olduk. Ve aninda baska biri olduk.
Daha guclu, daha
guzel, daha akilli biri. Hesap cuzdanlari,
kartvizitler,
hatta ilaclar bile boyle hissetmemizi
saglamamisti.
>Sevgilimizin gozlerinde, daha
once bize verilmemis kadar buyuk sevgi
ve hayranlik
gorduk. Sevgilimizin gozlerinde Tanri' yi gorduk.
Isigi
gorduk. "Tunelin ucundaki isik bu olmali" diye
dusunduk "kurtulduk."
>Sonra bir gun, daha dun bize deli
gibi asik olan insan cekip
gidiverdi. Ya da artik eskisi
gibi sevmedigini soyledi. Ya da baska birine
asik oldugunu
soyledi. Ya da daha kotusu, baska birine asik oldu
ama
soylemedi. Telefonu acmamasindan, elimizi
tutmamasindan, sevismemesine
bahane bulmak zorunda kalmamak
icin biz uyuduktan sonra yataga gelmesinden
anladik, bir
terslik oldugunu. Belki de sevmekten vazgecen veya terk
eden
sevgilimiz degildi, bizdik. Fark
etmez.
>Sonucta ask
bitti.
>Simdi her yer
bombos. Simdi tekrar yalniziz. Basladigimiz yere
donduk.
>Yillarca
ugrastik, eksigin ne oldugunu bulamadik. Halbuki her
seyi
denedik, her yere
baktik.
>oyle
mi?
>Bakmadigimiz
bir yer kaldi. Icimize bakmadik.
>Eksik parcayi disarda aradik ama
icimizde sakli olabilecegini akil | ||||||||